Bilindiği gibi 2009’da Silivri’de seçime girmeyip CHP’yi destekleme kararı almıştı ÖDP İlçe Örgütü. Belediye Başkan Adayı Nurdoğan Özgür’ü tanımaya geçmeden önce bu süreci değerlendirip 2014 seçimlerine girme kararı alma nedenlerini masaya yatırdık. Muslu’nun anlattıkları gerçekten son derece çarpıcı ve gündemi sarsacak nitelikte.2009’da ÖDP seçime katılmayarak CHP’ye destek vermişti. 2014’te ne değişti, ÖDP niçin seçime girme gereği duydu?Osman Muslu: ÖDP’yi takip eden arkadaşlar aslında bu sorunun cevabını bilir. 2002 seçimlerinde iktidarı alan AKP, bu ülkede demokratikleşmeden yana, insan haklarından yana bir şekilde lanse edildi. Ama aslında farklı bir amaç güttüklerini, yaşayıp tanık olduklarımız ortaya koydu. AKP’nin İslami referanslarla uluslararası sermayenin çıkarlarını koruduğu, insan haklarından uzaklaşarak vahşi sömürü sistemini destekleyen bir noktaya gittiğini hepimiz gördük. AKP artık devletleşmişti. Statükocu bir anlayışla devletleşen AKP’nin artık geriletilmesi gerektiği iyice ortaya çıkmıştı. Biliyorsunuz Silivri’de de bir 5 yıllık AKP süreci yaşadık ve bu 5 yıllık süreçte de ciddi anlamda Silivri’yi ayrıştıran; yerli-yabancı, inanan-inanmayan ayrıştırması üzerinden bir politika gütmeye başladılar. Bu da bizde rahatsızlık yarattı. ÖDP hiçbir zaman bulunduğu bölgedeki insanların anlayışlarını ve yaşam tarzlarını yok sayan bir parti değildir. AKP’nin bu anlayışını da kabul edemezdik. Eğer 2009 sürecinde AKP’yi geriletmeye kendi öz gücümüz yetecek olsaydı, ÖDP olarak seçime girerdik. Ama şöyle bir handikapla karşı karşıyaydık; o şartlarda seçime girseydik, Silivri’de iyi bir çalışmayla 4-5 bin oy alabilirdik ve bu da bir yarılma yaratacaktı. Bu yarılma, AKP’nin tekrar önünü açacaktı. AKP’nin geriletilmesi konusunda o dönem görüştüğümüz CHP İlçe Yöneticisi arkadaşlar da olumlu yaklaştı bu olaya. Bunun üzerine de ÖDP adaylığımızı geri çektik, CHP listelerinden meclis üyesi adayımızla destek verdik. O koşullarda kesinlikle doğru bir adımdı. Çünkü oraya gönderdiğimiz arkadaşın, 5 yıllık süreçte CHP içinde kabul görüşünden doğru bir karar verdiğimiz ortaya çıktı.Eğilim yoklaması da bunun bir göstergesi miydi?Osman Muslu: Aynen öyle. Keşke o arkadaşımız şunu yapabilseydi: Onu oraya gönderen ve arkasında duran arkadaşlar bağımsız inisiyatifti. Keşke arkadaşımız da bağımsız olarak durabilseydi. Örneğin illa listelerin birinde yer almasına gerek yoktu. “Ben buraya gelirken bu güçlerin desteğiyle geldim, bugün de yine bu güçlerin üzerinde birey olarak adayım” deseydi, 2 bin 5 yüz oy kullanan insanların en az 2 bin 3 yüzünün oyunu alırdı. 5 yıllık süreçte var olan yapıyı; belediye başkanını ve meclis üyelerini iyi kötü hepimiz tahlil edebiliyoruz. Süheyl arkadaşımızla 5 yıl içinde ilişki halindeydik sürekli. Ne olup ne bittiğini az çok biliyorduk belediyede ve müdahil olabildiğimiz kadar olduk. Ama son 1-1,5 senede bir şeyler farklı gitti. Benzeşmeye başladı bazı şeyler. Bu benzeşme yerine keşke bağımsız durabilseydi arkadaşımız. Tabi burada onun bağımsız duramama sebeplerinden biri de biziz. Biz kendisine ne kadar destek verebildik, onunla ne kadar yan yana durabildik? Ama durma şansımız da gerçekten yoktu. Çünkü CHP’nin geldiği nokta; bırakın sosyal demokrat olmasını, parti bile değil artık Silivri’de. İdeolojik bir birlikteliği olan, mücadele hattı belli olan bir parti değil. Sıkıntı burada başladı.Peki neydi kırılma noktalarınız?
Osman Muslu: Özcan Işıklar, belediye başkanı olduktan sonra Silivri’nin Tayyip’i oldu. Açık açık söylemek gerekir bazı şeyleri. Meclis üyelerini yok sayan, ilçe örgütünü yok sayan, her şeyin kendi denetimi altında olmasını isteyen, “ben yaptım oldu” diyen, birçok şeyi gizleyen, paylaşmayan bir anlayış… Oysa biz 5 sene önce farklı bir Silivri hayal etmiştik. O dönemki İlçe Başkanı Abdullah Yıldırım’la da konuşmuştuk bunu; belediye bütçelerinden tutun da ihalelere varıncaya kadar yapılacak her türlü işin halkla birlikte yapılmasını istemiştik. O zaman her şeye tamam dendi ama seçim bitti, her şey bitti. Biz bu anlayışı kabul edecek bir noktada değiliz.
Bizim 5 yıl içinde ÖDP’li bireyler olarak belediyeden bireysel hiçbir talebimiz olmadı. Bir tane arkadaşımız belediyeden, belediye başkanından, meclis üyelerinden tek bir şey dahi istememiştir. İstediğimizi söyleyebilecek varsa çıkıp konuşsunlar; ben bu siyaseti de bırakırım, bu Silivri’yi de terk ederim. Bu kadar da açık söylüyorum.
Keşke 5 yıl önce konuştuklarımız hayata geçebilseydi de bugün CHP ile Türkiye’nin birçok yerinde olduğu gibi oturup konuşabilseydik.
Biz çok rahatız bu seçimlerde. Arkadaşlarla oturup konuştuğumuzda, şu anda aday olan arkadaşımız hariç herkes, seçime tek başımıza girmemiz gerektiğini söyledi. Bakın bu önemli bir nüans. Şu anda belediye başkanı adayımız olan arkadaş, “Biraz daha bekleyelim, belki ortak olarak bir şeyler yapabiliriz” diyordu. Ama parti görev verdi ve bugün adayımız oldu.
Siyasetin bireyler üzerinden yürümemesi gerektiğini söylüyoruz. Bunu biraz açmak gerekirse; partinin çıkaracağı bir aday var, her kim olursa olsun. Merkezin atama yapması zaten tamamıyla yanlış. Burada CHP’yi oluşturan halkın, üyelerin karar vermesi gerekirken merkezin atayacağı bir adayın kabul edilip onun üzerinden yürünmesi zaten büyük yanlış. CHP ilçe yönetimi şunu yapabilirdi: Gerek ilçenin gerekse Türkiye’nin gidişine bakarak bir durum değerlendirmesi yapabilirlerdi; neticesinde bizimle görüşebilirlerdi, sendikalarla görüşebilirlerdi, derneklerle ve diğer sivil toplum örgütleriyle görüşebilirlerdi. Bunu dahi yapma gereği duymadılar.GENÇLERİ POLİSİN KARŞISINDA SATMIYORUZ!Tipik bir devlet anlayışıyla; “ÖDP bizim kardeşimizdir, Aleviler bizim kardeşimizdir, Kürtler bizim kardeşimizdir” gibisinden bir ağabey yaklaşımı sergileniyor. Biz kardeş falan değiliz; olacaksak bizimle arkadaş olacaksın, yoldaş olacaksın. Gezi sürecinde bunu Silivri’de tecrübe ettik. Silivri’de Gezi eylemlerine damgasını vuran ÖDP’dir. Polisin karşısına ilk çıkan ÖDP İlçe Başkanı’dır. Biz gençlerimizi polisin karşısında satmıyoruz, yalnız bırakmıyoruz! Kırılma noktalarımız bunlar olmuştur. O gençlerin, çocukların eline CHP bayraklarını verip sokakta yürüteceksin, ama polis ifadeye aldığında avukat göndermeyeceksin. Böyle bir anlayışı kabul edemeyiz biz. Bizim bugün Türkiye’nin hangi noktasında olursa olsun, bir arkadaşımızın başına bir şey gelecekse olsa, on tane avukatı oraya yığarız, Türkiye’yi oraya yığarız. Bu ekonomik güçsüzlüğümüze ve imkânsızlıklarımıza rağmen…
Yolsuzluğa, hırsızlığa, talana karşı sokakta mücadele edilecektir. Bu mücadelede yan yana olanlar, seçimden sonra da yan yana kalmaya devam edecektir. Bugün koltuklarından kalkmayıp belediyenin imkânlarıyla ahkâm kesenler, yarın sokağa çıkamazlar! Gezi sürecinde, 15 Haziran’da burada sokağa çıkan gençleri yalnız bırakanlar, “Aman siz çıkmayın, saat 23.00’den sonra sahilde olmayın, siz de aşırıya gidiyorsunuz, bu sloganları atmayın” diyenler, AKP’nin karşısında duramaz. Silivri halkının bunu böyle görmesi lazım.BELEDİYE TAM ANLAMIYLA KATİLDİR!Çok önemli bir kırılma noktamız daha oldu. Biz neye karşı mücadele ediyoruz? Çalışanların haklarını almaları, daha iyi bir yaşam tarzı sürmeleri için. Taşeron işçi çalıştırmaya karşı olduğumuzu söyledik. Beş yıllık süreçte belediye başkanı veya meclis üyeleri bu taşeronlaşmaya karşı hangi adımları attılar? Yetkin var, sen bunu kırabilirsin. Ama işlerine gelmiyor. Bu anlayış yüzünden geçtiğimiz 5 yılda Silivri’de 2 tane işçi öldü!
Şunu yaptı Silivri Belediyesi: Belediyeye bağlı Kariyer ve İstihdam Ofisi üzerinden bir taşeron firma işçi alımı yapıyor. Firmaya 1.700-1.800 TL ödüyor belediye, ama o taşeron şirket o işçiye 900 TL veriyor. 300 TL de sigorta masrafı, 1.200 TL. İşçi başına 500 TL civarında parayı taşeron şirket kazanıyor. Bu alınan işçiler de belediyenin kontrolünde; belediyenin müdürlüklerinde, park ve bahçelerinde ve diğer alanlarında çalıştırılmak üzere alınıyor. Tek bir yerde değil, bunların hepsinde çalıştırılmak üzere alınıyor. Bir işçiyi tek yerde çalıştırırsın, yeri belli olur. Bunlar, her alanda çalıştırılmak üzere alıyor. Neticede bir işçi öldü: Ahmet Sülü. Kırklareli’nin bir köyünden arkadaşımız. Bunun adı katilliktir. Açık söylüyorum; Silivri Belediyesi tam anlamıyla bir katildir. Niye katildir? Bunun kayıtları var bende. Bir villa sahibi belediyeyi arıyor ve diyor ki, “Benim bahçemdeki ağaçların boyu çok yükseldi, dallar elektrik tellerine değiyor, budar mısınız?” Dilekçesiyle de başvuruyor. Telefon kayıtları da dâhil olmak üzere tüm kayıtlar bende var. Belediye de personelin eline adresi veriyor, dilekçeyi veriyor, “Git kes” diyor. Bahsettiğimiz bir elektrik hattı. BEDAŞ’a başvuruyor musun? Yok. Elektrik kesme talebinde bulunuyor musun? Yok. Sadece diyorsun ki işçiye “dalları kes.” Bu işçi zaten taşerona çalışıyor, işi yapmak zorunda; öyle veya böyle. Ve o insan orada o dalları keserken yüksek gerilime kapılıp ölüyor! Bu vicdansızlığı insan olarak kabul etme şansımız yok. Bunun sorumlusu kimdir? O insanı oraya gönderen Park ve Bahçeler Müdürü’dür, bu birimden sorumlu olan Belediye Başkan Yardımcısı’dır ve en büyük sorumlusu da Belediye Başkanıdır!
Belediye bu konuda hiçbir şey yapmadı. O Başkan ve Başkan Yardımcısı görevine devam ediyor, işçi öldüğüyle kaldı. Dolaylı yollardan ailesini engellemeye çalıştılar, artık ne yaptılarsa bilmiyorum. Biz üzerinde dura dura bir dava açıldı. Yapılması gereken neydi? O dilekçeyi kabul ederek Park ve Bahçeler Müdürlüğü’ne yönlendiren Belediye Başkan Yardımcısı ve işçiyi o villaya gönderen müdür hakkında işlem yapılması gerekiyordu. Bunu da yapmadılar. Suçluları ve sorumluları korudular. Belediye Meclisi kayıtlarına geçsin diye elimdeki bilgi ve belgeleri Yılmaz Kandemir’e verdim ve o da mecliste bir konuşma yaptı. Bizim kırılma noktalarımızdan biriydi bu da. Bunların hesabını vermek zorundalar.
O yüzden biz bu insanlarla yan yana yürüyemezdik. Bize gelip “Alın, bütün belediye meclisini siz oluşturun” deselerdi bile kabul edemezdik. Bizim bu zihniyetle yan yana gelme şansımız yok.BAĞIŞI KENDİ BORCU İÇİN KULLANDI!Silivri Belediyesi’nde yolsuzluk olmuş mudur? Elimde belge olmadığından bir şey söyleyemem bu konuda. Ama şunu söylerim -ki kimse de itiraz edemez. Özcan Işıklar, 2009’da başkan seçildikten 1 hafta sonra, belediye meclis üyelerinin de olduğu bir toplantıda şunu söylemiştir: “Arkadaşlar, belediyeye dolaylı yollardan 50 bin lira kadar bir bağış geldi. Seçimden çıktık, benim borcum var. Elimde bir tek arsam kaldı. Ya o arsayı satıp borcumu ödeyeceğim, ya da bu bağış parasıyla borcumu ödeyeceğim.” Aslında başkan bunu söylemeyebilirdi de. Ama bunu açıkça deklare etmesi ve meclis üyelerinden hiçbirinin karşı çıkmaması, belediyede ne olup ne bittiğinin göstergesidir aslında. İsterlerse çıkıp yalanlasınlar; tabi eğer yürekleri yetiyorsa!
İşte böyle bir anlayışla, partiyi de kastetmiyorum, yerel yönetim zihniyetiyle bizim yan yana gelme şansımız yok. AKP’li Hüseyin Turan’ın belediyecilik anlayışıyla sizinki arasında ne fark kaldı? Bir fark gösterin Allah aşkına.
Şu an Silivri’deki mevcut belediye yönetiminin, herhangi bir yerdeki AKP’li belediye yönetiminden hiçbir farkı yoktur. Biz bu zihniyete destek veremeyiz. Parti olarak CHP’den söz etmiyorum. Türkiye’nin farklı yerlerinde destek verilen il ve ilçeler var ÖDP tarafından. Ama Silivri’deki yerel yönetimle böyle bir şey söz konusu olamaz.
Geçen dönem desteklediğimiz CHP adayı Özcan Işıklar ve mevcut yerel yönetim anlayışıyla yollarımızı ayırmamızın sebepleri bunlardır. Bu kırılmalar neticesinde seçime ÖDP olarak girmeye karar verdik.Kaynak: medyasilivri.com
Osman Muslu: Özcan Işıklar, belediye başkanı olduktan sonra Silivri’nin Tayyip’i oldu. Açık açık söylemek gerekir bazı şeyleri. Meclis üyelerini yok sayan, ilçe örgütünü yok sayan, her şeyin kendi denetimi altında olmasını isteyen, “ben yaptım oldu” diyen, birçok şeyi gizleyen, paylaşmayan bir anlayış… Oysa biz 5 sene önce farklı bir Silivri hayal etmiştik. O dönemki İlçe Başkanı Abdullah Yıldırım’la da konuşmuştuk bunu; belediye bütçelerinden tutun da ihalelere varıncaya kadar yapılacak her türlü işin halkla birlikte yapılmasını istemiştik. O zaman her şeye tamam dendi ama seçim bitti, her şey bitti. Biz bu anlayışı kabul edecek bir noktada değiliz.
Bizim 5 yıl içinde ÖDP’li bireyler olarak belediyeden bireysel hiçbir talebimiz olmadı. Bir tane arkadaşımız belediyeden, belediye başkanından, meclis üyelerinden tek bir şey dahi istememiştir. İstediğimizi söyleyebilecek varsa çıkıp konuşsunlar; ben bu siyaseti de bırakırım, bu Silivri’yi de terk ederim. Bu kadar da açık söylüyorum.
Keşke 5 yıl önce konuştuklarımız hayata geçebilseydi de bugün CHP ile Türkiye’nin birçok yerinde olduğu gibi oturup konuşabilseydik.
Biz çok rahatız bu seçimlerde. Arkadaşlarla oturup konuştuğumuzda, şu anda aday olan arkadaşımız hariç herkes, seçime tek başımıza girmemiz gerektiğini söyledi. Bakın bu önemli bir nüans. Şu anda belediye başkanı adayımız olan arkadaş, “Biraz daha bekleyelim, belki ortak olarak bir şeyler yapabiliriz” diyordu. Ama parti görev verdi ve bugün adayımız oldu.
Siyasetin bireyler üzerinden yürümemesi gerektiğini söylüyoruz. Bunu biraz açmak gerekirse; partinin çıkaracağı bir aday var, her kim olursa olsun. Merkezin atama yapması zaten tamamıyla yanlış. Burada CHP’yi oluşturan halkın, üyelerin karar vermesi gerekirken merkezin atayacağı bir adayın kabul edilip onun üzerinden yürünmesi zaten büyük yanlış. CHP ilçe yönetimi şunu yapabilirdi: Gerek ilçenin gerekse Türkiye’nin gidişine bakarak bir durum değerlendirmesi yapabilirlerdi; neticesinde bizimle görüşebilirlerdi, sendikalarla görüşebilirlerdi, derneklerle ve diğer sivil toplum örgütleriyle görüşebilirlerdi. Bunu dahi yapma gereği duymadılar.GENÇLERİ POLİSİN KARŞISINDA SATMIYORUZ!Tipik bir devlet anlayışıyla; “ÖDP bizim kardeşimizdir, Aleviler bizim kardeşimizdir, Kürtler bizim kardeşimizdir” gibisinden bir ağabey yaklaşımı sergileniyor. Biz kardeş falan değiliz; olacaksak bizimle arkadaş olacaksın, yoldaş olacaksın. Gezi sürecinde bunu Silivri’de tecrübe ettik. Silivri’de Gezi eylemlerine damgasını vuran ÖDP’dir. Polisin karşısına ilk çıkan ÖDP İlçe Başkanı’dır. Biz gençlerimizi polisin karşısında satmıyoruz, yalnız bırakmıyoruz! Kırılma noktalarımız bunlar olmuştur. O gençlerin, çocukların eline CHP bayraklarını verip sokakta yürüteceksin, ama polis ifadeye aldığında avukat göndermeyeceksin. Böyle bir anlayışı kabul edemeyiz biz. Bizim bugün Türkiye’nin hangi noktasında olursa olsun, bir arkadaşımızın başına bir şey gelecekse olsa, on tane avukatı oraya yığarız, Türkiye’yi oraya yığarız. Bu ekonomik güçsüzlüğümüze ve imkânsızlıklarımıza rağmen…
Yolsuzluğa, hırsızlığa, talana karşı sokakta mücadele edilecektir. Bu mücadelede yan yana olanlar, seçimden sonra da yan yana kalmaya devam edecektir. Bugün koltuklarından kalkmayıp belediyenin imkânlarıyla ahkâm kesenler, yarın sokağa çıkamazlar! Gezi sürecinde, 15 Haziran’da burada sokağa çıkan gençleri yalnız bırakanlar, “Aman siz çıkmayın, saat 23.00’den sonra sahilde olmayın, siz de aşırıya gidiyorsunuz, bu sloganları atmayın” diyenler, AKP’nin karşısında duramaz. Silivri halkının bunu böyle görmesi lazım.BELEDİYE TAM ANLAMIYLA KATİLDİR!Çok önemli bir kırılma noktamız daha oldu. Biz neye karşı mücadele ediyoruz? Çalışanların haklarını almaları, daha iyi bir yaşam tarzı sürmeleri için. Taşeron işçi çalıştırmaya karşı olduğumuzu söyledik. Beş yıllık süreçte belediye başkanı veya meclis üyeleri bu taşeronlaşmaya karşı hangi adımları attılar? Yetkin var, sen bunu kırabilirsin. Ama işlerine gelmiyor. Bu anlayış yüzünden geçtiğimiz 5 yılda Silivri’de 2 tane işçi öldü!
Şunu yaptı Silivri Belediyesi: Belediyeye bağlı Kariyer ve İstihdam Ofisi üzerinden bir taşeron firma işçi alımı yapıyor. Firmaya 1.700-1.800 TL ödüyor belediye, ama o taşeron şirket o işçiye 900 TL veriyor. 300 TL de sigorta masrafı, 1.200 TL. İşçi başına 500 TL civarında parayı taşeron şirket kazanıyor. Bu alınan işçiler de belediyenin kontrolünde; belediyenin müdürlüklerinde, park ve bahçelerinde ve diğer alanlarında çalıştırılmak üzere alınıyor. Tek bir yerde değil, bunların hepsinde çalıştırılmak üzere alınıyor. Bir işçiyi tek yerde çalıştırırsın, yeri belli olur. Bunlar, her alanda çalıştırılmak üzere alıyor. Neticede bir işçi öldü: Ahmet Sülü. Kırklareli’nin bir köyünden arkadaşımız. Bunun adı katilliktir. Açık söylüyorum; Silivri Belediyesi tam anlamıyla bir katildir. Niye katildir? Bunun kayıtları var bende. Bir villa sahibi belediyeyi arıyor ve diyor ki, “Benim bahçemdeki ağaçların boyu çok yükseldi, dallar elektrik tellerine değiyor, budar mısınız?” Dilekçesiyle de başvuruyor. Telefon kayıtları da dâhil olmak üzere tüm kayıtlar bende var. Belediye de personelin eline adresi veriyor, dilekçeyi veriyor, “Git kes” diyor. Bahsettiğimiz bir elektrik hattı. BEDAŞ’a başvuruyor musun? Yok. Elektrik kesme talebinde bulunuyor musun? Yok. Sadece diyorsun ki işçiye “dalları kes.” Bu işçi zaten taşerona çalışıyor, işi yapmak zorunda; öyle veya böyle. Ve o insan orada o dalları keserken yüksek gerilime kapılıp ölüyor! Bu vicdansızlığı insan olarak kabul etme şansımız yok. Bunun sorumlusu kimdir? O insanı oraya gönderen Park ve Bahçeler Müdürü’dür, bu birimden sorumlu olan Belediye Başkan Yardımcısı’dır ve en büyük sorumlusu da Belediye Başkanıdır!
Belediye bu konuda hiçbir şey yapmadı. O Başkan ve Başkan Yardımcısı görevine devam ediyor, işçi öldüğüyle kaldı. Dolaylı yollardan ailesini engellemeye çalıştılar, artık ne yaptılarsa bilmiyorum. Biz üzerinde dura dura bir dava açıldı. Yapılması gereken neydi? O dilekçeyi kabul ederek Park ve Bahçeler Müdürlüğü’ne yönlendiren Belediye Başkan Yardımcısı ve işçiyi o villaya gönderen müdür hakkında işlem yapılması gerekiyordu. Bunu da yapmadılar. Suçluları ve sorumluları korudular. Belediye Meclisi kayıtlarına geçsin diye elimdeki bilgi ve belgeleri Yılmaz Kandemir’e verdim ve o da mecliste bir konuşma yaptı. Bizim kırılma noktalarımızdan biriydi bu da. Bunların hesabını vermek zorundalar.
O yüzden biz bu insanlarla yan yana yürüyemezdik. Bize gelip “Alın, bütün belediye meclisini siz oluşturun” deselerdi bile kabul edemezdik. Bizim bu zihniyetle yan yana gelme şansımız yok.BAĞIŞI KENDİ BORCU İÇİN KULLANDI!Silivri Belediyesi’nde yolsuzluk olmuş mudur? Elimde belge olmadığından bir şey söyleyemem bu konuda. Ama şunu söylerim -ki kimse de itiraz edemez. Özcan Işıklar, 2009’da başkan seçildikten 1 hafta sonra, belediye meclis üyelerinin de olduğu bir toplantıda şunu söylemiştir: “Arkadaşlar, belediyeye dolaylı yollardan 50 bin lira kadar bir bağış geldi. Seçimden çıktık, benim borcum var. Elimde bir tek arsam kaldı. Ya o arsayı satıp borcumu ödeyeceğim, ya da bu bağış parasıyla borcumu ödeyeceğim.” Aslında başkan bunu söylemeyebilirdi de. Ama bunu açıkça deklare etmesi ve meclis üyelerinden hiçbirinin karşı çıkmaması, belediyede ne olup ne bittiğinin göstergesidir aslında. İsterlerse çıkıp yalanlasınlar; tabi eğer yürekleri yetiyorsa!
İşte böyle bir anlayışla, partiyi de kastetmiyorum, yerel yönetim zihniyetiyle bizim yan yana gelme şansımız yok. AKP’li Hüseyin Turan’ın belediyecilik anlayışıyla sizinki arasında ne fark kaldı? Bir fark gösterin Allah aşkına.
Şu an Silivri’deki mevcut belediye yönetiminin, herhangi bir yerdeki AKP’li belediye yönetiminden hiçbir farkı yoktur. Biz bu zihniyete destek veremeyiz. Parti olarak CHP’den söz etmiyorum. Türkiye’nin farklı yerlerinde destek verilen il ve ilçeler var ÖDP tarafından. Ama Silivri’deki yerel yönetimle böyle bir şey söz konusu olamaz.
Geçen dönem desteklediğimiz CHP adayı Özcan Işıklar ve mevcut yerel yönetim anlayışıyla yollarımızı ayırmamızın sebepleri bunlardır. Bu kırılmalar neticesinde seçime ÖDP olarak girmeye karar verdik.Kaynak: medyasilivri.com











Bu tamamen senin uydurman ... iftira atiyorsun..kimbilir ne talep ettinde verilmedi m.m? Bufe mi istedin cay behcesimi.m? Benim yuregim var cevap yazdim.m seninde yuregin varsa bu pis iftiranin sebebini yazarsin ... ÖDP gibi saygın bir partide senin gibi bir başkan.. olacak sey degil... Bu iftirani yargı karsisinda nasil ispat edeceksin gorelim bakalim sahsiyetsiz varlik...